Gübre sektörü, finansa olan erişimdeki zorluklar, maliyetleri arttıran yüksek enflasyon süreci, paranın değerli malın değersizliğinin göstergesi olan spot piyasaların her bölgede oluşturduğu örümcek ağları, gübre imalatçısı firmalarda dahi görülen konkordato ilanları, borç yükümlülüklerini yerine getirmeyen bölge distribütörleri ve bayilerdeki iflaslar, bunların gölgesinde oluşan “tedarikçilere borçlarını ödememe / erteleme” suistimalleri yanında küresel hammadde-enerji-navlun fiyatlarındaki dalgalanma, hammadde bağımlılığı ve yeşil dönüşüm baskısı arasında yeni bir yön arıyor.

Baskılanan döviz kuru politikası ile bitkisel üretimin (başta yaş sebze ve meyve olmak üzere) dış piyasalara ihracat yolu ile açılımını “kar”sız ve anlamsız hale getiren bir durum da yaşanılıyor.
2025 Kasım ayı itibarı ile GTS (Gübre Takip Sistemi) kayıtlarına göre 3.635 adet gübre üreticisi – ithalatçısı sistemde yer almaktadır. Gübre imalatı ve tedariki sonrasında; ürünlerin çiftçiye ulaştırılmasında 18.868 adet gübre dağıtıcısının (bayi) varlığı kaydedilmiştir.

Piyasa oyuncularına göre en büyük sorun, “finansa erişimdeki zorluk ve kredi maliyeti”. Zira imalat maliyetinin önemli bir kısmı prefinansmana bağlı.
Bu sorun gübrede spot piyasanın oluşmasına ve ülkemizin tüm bölgelerinde mal (tedarik edilen gübre ve zirai ilaç) bozdurmalara kadar giden kötücül (en hafif deyimle) bir tümörü besliyor. Tedarik ve satış zincirinin hasar almasına ve kırılmasına neden oluyor.

Sektör, son dönemde önemli bir dönüşüm dinamiğini de göğüslemek zorunda. Avrupa Yeşil Mutabakatı, karbon ayak izi ve sürdürülebilir tarım politikaları, “yurtdışındaki” gübre imalatçılarını çevreci ürünlere yönlendiriyor. Organomineral, mikrobiyal ve biyolojik gübre yatırımları artıyor. “Fazla at, çok verim al” döneminin yerini “doğru ürün, doğru doz” anlayışının almaya başlaması, Türkiye’deki bitki besleme ürünlerinin ihracatına yönelik çalışan firmalarımızın önüne ayrı bir yatırım / çalışma konusu getiriyor.
Antalya, Konya, Adana ve İzmir illerinde bitki beslemede imalat “kümelenmelerinin” iktisadi zemini hızla oluşuyor. Bu iller hem lojistik avantajları hem de tarımsal üretim yoğunluklarıyla öne çıkıyor. Her şeye rağmen yerli imalat ve ÜR-GE iş birliklerinin artma zorunluluğu, Türkiye’nin orta vadede bölgesel gübre ihracat üssü olma “potansiyelini” giderek büyütüyor.
Kısacası, gübre sektörü “nereye koşuyor?” sorusunun yanıtı net: Artık sadece daha fazla imalata değil, “daha verimli, daha çevreci, daha rekabetçi ve sektörel iş birliğine dayalı kümeleşme ihtiyacı içeren bir iş modeline” doğru koşuyor. Ancak koşunun temposunu belirleyecek olan hem kamunun ekonomi politikalarının istikrarı hem de özel sektörün inovasyon ve sektörel iş birliği iştahı olacak!
Bu küresel yarışta kimseyi beklemeden esen bir rüzgâr var.
Mehmet IRMAK
Global Agrochemical Manager